GÜNCEL

 

 

Bozlu Art Project, 21 Ocak - 21 Şubat 2015 tarihleri arasında Utku Dervent ve İlker Yardımcı’nın Being There / Orada Olmak isimli sergisine ev sahipliği yapıyor…
Bozlu Art Project, 2015 yılının ilk sergisini Utku Dervent ve İlker Yardımcı’nın resim ve heykellerinden oluşan bir seçki ile açıyor. Jerzy Kosiński’nin ünlü romanına referansla “Being There” başlığını taşıyan sergi, Utku Dervent ve İlker Yardımcı’nın yapıtlarındaki biçimsel uyumdan hareketle, aynı bahçede olmak, zamansızlık, gerçekliğin algılanması ve anlamlandırılması gibi kavramlara gönderme yaparak, sanattaki farklı disiplinler arasındaki uyum ve karşıtlıkların altını çiziyor.

İnsanların birbirleri ile olan iletişimlerinde söylediklerinin aynı zamanda söylenen kişiye de ait olduğu kurgusundan yola çıkarak, sanatçının atölyesinden ayrılan her yapıtın izleyici ile birlikte yeni bakış açıları ve anlamlar kazanmasına vurgu yapan sergi, tanımsız bir mekân ve zamanda buluşan imgeler dünyasının kuşbakışı bir gözle algılanabilecek aykırı perspektiflerini sorguluyor.
Resimlerini uzun yıllardır biçim-uzam ve ışık-renk ilişkileri üzerinden kurgulayan Utku Dervent, soyut geometrik kurgularla, bütünlük-uyum-denge gibi temel olguların olasılıklarını sorgulamakta, kendisi için bu olasılıklar oyununun en belirleyici ve cazip yanının, figürasyonun getirdiği, benzerlik, oran-orantı gibi koşulların ve bilinen-tanıdık nesnelerin oluşturacağı çağrışımların engelleyici etkisini azaltmak olduğunu vurgulamaktadır.


Heykellerinde temel formların etkileşimleri ve kesişimleriyle, kelimesiz ve duyumlara dayalı bir iletişim algısı oluşturmaya çalışan İlker Yardımcı ise çağrışımlar ve bu düşünsel ivmeyle heykelin/formun statik evreninden dinamik bir kategori yaratmayı amaçlamaktadır.

Utku Dervent ve İlker Yardımcı’nın soyut geometrik formlardan hareketle oluşturduğu yapıtlarındaki kurgusal birliktelik Kosiński’nin “bahçe” metaforundan yola çıkarak, “olmak istenilen yer” kavramına gönderme yapıyor ve aynı bahçede olmanın izleyici belleğindeki izdüşümleri ile duyumsal bir iletişim ortaya koyabilmeyi amaçlıyor.

Sanatın Ruh Hâli; ‘Orada Olmak’
Oğuz Haşlakoğlu

Modern Sanat altta yatan temel ilkesini Klee’nin; “Sanat görüneni yeniden üretmez; görünür kılar” özdeyişinden alır. Bunun anlamı, var olan gerçekliğe görüntülerinde öykünen bir anlayış yerine, sanatın kendi içinde bir gerçeklik olmasıdır. İlk kez biçimsel anlamda Cézanne’ın resimsel yönteminde ortaya çıkan bu radikal bakış açısı, kendisinden sonraki sanatın aslında neye odaklanması gerektiğini de çok açık ortaya koyar: Sonuç değil süreç; biçim değil biçimlenme; varlık değil oluş. Bu durum günümüz sanatının büyük ölçüde temel çıkış noktasıdır ve güncel sanat alanında faaliyet gösteren hemen herkes, bu ilkeyi ne kadar anlayabildiği ya da yeterli ve doğru biçimde uygulayabildiğinden bağımsız olarak, büyük ölçüde bu öncülden hareket eder. Ne var ki ‘güncel sanat’ ifadesi ne denli çekici olursa olsun, sanat kalıcılığa yönelişinde zamanı da aşan bir anlam taşıdığı içindir ki sanat olmanın ayrıcalığına sahiptir. Bu nedenle, çağdaş yaratıcı düşünce, diyalektik ifadesiyle; ‘oluş’a odaklı bir ‘varlık’ anlayışı olarak ifade edilebilir. Üstelik bu durum tüm o geçen yüzyılın sonundaki modernizm tartışmalarının ardından gelinen noktada bu yüzyıl için bambaşka bir açılıma da sahiptir; sanat ve bilim arasında gittikçe daha yoğunlaşan arakesit ilişkilerinin giderek üretime dönüşmesini gerekli kılan; çığır açan teknolojik gelişmeler. Gerçekten de ‘Bilişim Teknolojisi’nin baş döndürücü süreçlerine eşlik eden ve örneğin; maddenin atomik ve moleküler düzeyde tasarlanması anlamına gelen ‘Nanoteknoloji’ benzeri, yeterli koşul olarak tümüyle yaratıcılık gerektiren yeni gerçeklik evrenlerinin keşfi, sanatsal hayal gücünün doğrudan bilimsel bilgiyle birleştiği derin toplumsal ve kültürel değişimlere neden olacak bambaşka bir geleceğin ve gerçekliğin düşlenmesi anlamına geliyor. İşte tümüyle böylesi bir ufka baktığımız bir yüzyılın başlarında, aslında ayrı yumurta ikizleri olarak tanımlanabilecek resim ve heykel sanatının iki temsilcisi; ressam Utku Dervent ve heykel sanatçısı İlker Yardımcı, biçimi oluş içinde tanımlayan bir sanatsal ifadeyi benimseyerek oluşturdukları yapıtlarıyla, yine Klee’nin deyimiyle “sezgi kanatları takmış kesinlik” duygusu veren ortak bir soyut plastik dil içinde, alan ve malzeme farklılığının ötesinde, her biri kendine özgü sanatsal gerçekliğin kapılarını aralıyor.
Ortak sergileri için seçtikleri tema; “Orada Olmak”. Polonya asıllı Amerikalı yazar Jerzy Kosinski’nin aynı isimli romanından ve senaryolaştırdığı filmden alınan bu ifade aslında sanat ve gerçeklik ilişkisine atıfta bulunan bir anlam bağlamına sahip. Roman, doğumundan itibaren bütün hayatı sonradan bahçıvanlığını yaptığı müstakil evde geçmiş kahramanının sadece televizyon ekranından tanıdığı dünyaya, ev sahibinin ölmesi üzerine, ‘cennetten kovulma’ çağrışımı yapan, zorunlu ‘inişiyle’ başlar. Ne var ki bahçedeki hayatını ve bahçıvanlık tecrübesini geride bırakmayıp bir ruh hâli olarak hep kendisinde barındırdığı için, bir dizi olay sonucunda, geçmiş ve gelecek arasına sıkışmış bir korku ve ümit sarmalında savrulan insanın, bu yüzden her şeyi karmaşık hale getirerek kendi kendisini cennetten kovduğunu görmemizi sağlar. Bu ise temel sorunumuzu açıklar; ‘Orada olamamak’. ‘Orada olmak’ bu anlamda önce ve sonra içermeyen bütünsel bir ruh hâli ve yalın, saf bir zihin iklimini tanımlar. Bu anlamda, gerçeklik, bizim maruz kaldığımız değil, oluşumuna bizzat etkin biçimde katıldığımız tümüyle karşılıklı bir etkileşimdir. Bu durum ‘orada olmak’ temasının sanatsal içeriğine de ışık tutar; ‘sanat yapmak’ demek, ‘orada olmayı’ en azından sanatsal eylem itibariyle gerçekleştirebilmeyi gerektirir. Ne var ki bu anlamda bir sanat, zamanın geçmiş ve gelecek olarak aşılmasını metafizik bir öte olarak anlamaz; aksine, yaratıcı eylemi içinde hep ‘orada’ kalarak, önce ve sonra olarak ayrışmaksızın, onları ‘bu an’da ‘birleştirerek’ aşar. Bu da sanatın bilinen estetik ve kültürel işlevinden oldukça farklı bir boyutunu gözler önüne serer; sanat yapıtı bir düşünce ya da duygunun temsili ya da ifadesi olmasının ötesinde her şeyden önce ‘hayata’ dair bir model, bir ütopya sunar. Bu açıdan bakıldığında, her gerçek sanat yapıtı, eylemi üzerinden bizi ‘orada olma’nın anlamına sevk eder, çünkü gerçeklik, içerdiği tüm bağımsız ve olumsal koşullara rağmen, içinde kendimizi oluşturduğumuz yaşam etkinliğinin her an ‘yaratıcı’ sahnesidir.


Gerçeği Düşleyen Kinestetik; İlker Yardımcı Heykeli

Oğuz Haşlakoğlu

Modern heykelin başlangıcı için anılan isimlerin içinde esasen bir taş yontu ustası olan Rodin’in yeri tartışılmaz olsa da heykel sanatını yeniden icat eden; Kübizm’in üç boyutlu serbest malzeme uygulamalarıyla, Picasso’dur. Kübizm sadece resim sanatını değil kendisinden sonra gelen tüm görsel sanatları derinlemesine etkileyerek hem sanatsal ifadeyi doğadan bağımsızlaştırdı hem de düşünceyi sanatta yaratıcı ilke haline getirerek ‘tasarım’ kavramının doğmasına neden oldu. Picasso 1912 tarihli “Gitar” isimli üç boyutlu çalışmasıyla; karton, mukavva, teneke, ahşap ve tel yardımıyla bir gitarı tümüyle ‘negatif alan’ üzerinden yeniden tanımlayarak heykel kavramını alt üst etti. Bunun önemli sonuçlarından biri de; artık ‘açık-biçim’ anlayışında yapılan bir heykel için gereken malzemenin kalıcılığı da dikkate alınarak ‘metal’ olması gereğidir. Bu anlayışla, Picasso kendisi de sonra bir heykel sanatçısı olan metal ve kaynak ustası Gonzales’le birlikte 1928’lerde ilk metal heykel çalışmalarını gerçekleştirdi. Modern heykelin özellikle metal malzeme üzerinden serüveni işte bu alfabenin harflerinden kurulmuş cümlelerden oluşur dersek yanlış olmaz.
İlker Yardımcı pek çok çağdaş heykel sanatçısı gibi modern heykelin temel ilkesi olan ‘açık-biçim’i benimsiyor ve istisnalar dışında ağırlıkla metal çalışıyor. ‘Açık-biçim’ heykel, dolu/boş (ya da negatif/pozitif alan) ilişkisini; heykeli, klasik anlayışta olduğu gibi sınırları belli bir doluluk olarak anlayıp çevresindeki boşluktan ayırarak değil, iç içe geçirerek birlikteliğinde ifade eder. Böylece heykel, plastik ifade imkânları ve malzeme açısından sınırsız bir potansiyele kavuşur. İlker Yardımcı, kendisini derinden etkilemiş olan Türk modern heykelinin önde gelen isimlerden Kuzgun Acar ve İlhan Koman çizgisini yeniden yorumlayarak, bu temelde ‘açık-biçim’ alfabesine dayalı modern heykel dilinin tümüyle kendine özgü sonuçlarıyla karşımıza çıkıyor. Kendisi de bir akademisyen olan İlker Yardımcı’nın heykelleri, düşünce ve uygulama olarak, sanatsal tecrübe ve bilginin ne kadar işin içinde olduğunu hemen hissettiriyorlar. Bu nedenle de uygulama titizliği ve biçimsel kesinlik, sezgisel anlam ve yaratıcı düşüncenin güçlü bir biçimde ifade edilmesine neden oluyor. Heykel sanatının modern/klasik demeden göz ardı edilen bir özelliği; heykelde biçimin çok temel işlevlerinden birinin esasen malzemeyi özgürleştirmesidir. Bir heykel sanatçısı biçimle ilişkisi ne olursa olsun her şeyden önce malzemesiyle derin bir bağ kurar. Malzeme bu anlamda, en başından itibaren bir heykel sanatçısı için kendisiyle özdeş gördüğü, hem bireysel hem de evrensel anlamda tüketilemez bir sembolik değere sahip bilinçdışı bir sırdır. Bu açıdan bakıldığında, malzeme yeryüzünde saklı olduğu halden ya da tümüyle bir kullanım malzemesi olarak göz ardı edildiği dekoratif konumdan, ifşa edilen bir sır gibi biçim sayesinde ‘meydana’ gelir. Bu nedenle tarihsel ya da geleneksel bağlamla ilişkisi her ne düzeyde olursa olsun bir heykel sanatçısının malzeme ve bunun ifadesini bulduğu biçimle olan ilişkisi zorunlu olarak kendine özgü ve tümüyle biricik olmak durumundadır.
İlker Yardımcı
metal malzemeyle kurduğu bağın derinliğini, onu dilimlenmiş birimlerin yapısal dinamizmi içinde oluşan oval ritmik formlarda âdeta yekpare akan bir an gibi ortaya koyarken gösteriyor. Metalin tüm o ‘teknolojik’ kullanımından kaynaklanan güç ve şiddet çağrıştıran bellek anlamı, bu heykellerde, sanatın bir meydan getirme faaliyeti anlamında tekhne oluşunun logos olarak biçim bilgisi ve yaratıcı düşüncesine evrildiği evrensel bir estetik ifadeye dönüşüyor. Öyle olunca da bu heykellerde biçim olarak dile gelenin metal malzeme nezdinde sanatçısının kendisi olduğu izlenimi ediniyorsunuz. Burası aynı zamanda sanatın insan için anlamının ne olduğuna dair gerçek bir ipucu taşıyor çünkü insan oluşumuzun aynı zamanda yazgımızı kendi elimizde tutuşumuzla aynı şey olduğunu kendi ironisinde gösteriyor; biz neysek onu yapabiliyoruz ve dünya da o biçimi alıyor. Bir heykelden bunu öğrenmek önce garip gelebilir ancak yapılması gereken bir izleyici olarak tıpkı modern heykelin temel ilkesinde olduğu gibi sadece ‘açık olmak’. Bu anlamda, aldığı biçimin görünüşünde malzemenin kendi içindeki enformel bakımdan ‘biçim dışı’ esası, sembolik anlamda özdeşleştiği ‘bilinç dışı’ düşüncede seyre gelir ve böylece kavuştuğu evrensel ifadesine bir değer olarak izleyicisini anlam bağlamında katılmaya davet eder. İlker Yardımcı’nın bu derin iletişimi izleyiciyle kurma isteğinin bir başka ifadesi de yapıtlarına koyduğu şiirsel çağrışımlar taşıyan isimler. Bu aynı zamanda yapıtların içinde biçim aldığı süreçlere en başından beri ‘lirik’ bir pathos’un hâkim olduğunu gösteriyor. Bu yüzden de heykelleri, bilgi ve becerinin tüm o kesinlik gösteren biçimsel uygulama tarzlarına rağmen plastik ifadelerinde sezgisel ve şiirsel çağrışımlar içeriyor.
Ne var ki İlker Yardımcı, izleyicisini, edebi anlatının görsel dilin üzerine çıktığı bir yaklaşıma terk etmiyor. Bunu da heykellerini oluşturan temel biçimsel eleman olan dilimlenmiş birimlerin izleyicisinde yarattığı ayırt edici bir ‘kinestetik’ etkide ortaya koyuyor. ‘Kinestetik’ esasen bir Görüngübilim (Fenomenoloji) terimi ve ‘devingen algı’ anlamına geliyor.  Husserl bu ismi, algıya her zaman fiziksel anlamda bedensel bir devinimin eşlik ettiğini ve bunun da nesnenin görünüşünü farklı bakış açılarına göre değiştirdiği olgusunu saptamak amacıyla koyuyor. İlker Yardımcı’nın biçimsel kurgu ve tasarım titizliğini sanatsal yaratıcılığıyla bir araya getiren en etkileyici yönlerinden biri; izleyicinin heykelinin etrafında dönerek kinestetik duyum yoluyla edindiği bakış açılarının sadece farklı değil tümüyle başka bir boyuta açılması. Aynı heykelin, belli bir açıdan, dilimli birimlerin arka arkaya oluşturduğu katı ve hacimli görünüşü, diğer bir açıdan tümüyle sanki boşlukta yüzen ‘bir anlık’ bir belirme (manifestation) haline gelebiliyor. İzleyicisini düşünsel boyut ve ruhsal tecrübeye taşıyan bu ‘kinestetik’ kabiliyetin İlker Yardımcı heykellerinin bir tür alamet-i farikası olduğu söylenebilir. Bu sayede İlker Yardımcı bizi sanatın ‘hayalleri süsleyen’ değil, aslında ‘gerçeği düşleyen’ bir etkinlik olduğuna ikna ediyor.





2015 QİNGDAO EXPO ULUSLARARASI HEYKEL YARIŞMASI

             "LİRİK İLE",  2014 yılında   Çin'in Qingdao   kentinde  yapılacak   olan "Dünya Bahçe Fuarı" "World Horticultural Expo 2014" kültürel etkinlikleri çerçevesinde  düzenlenen Uluslararası Heykel Parkı Yarışması'nda 2.lik  ödülü aldı. Birincilik ödülünün  verilmediği yarışmada, 41 ülkeden 822  tasarımcının 2454 projesi değerlendirilmiştir. "Lirik İleti", 2013 yılı içerisinde Qingdao kenti fuar merkezi açık alanında büyük ölçekte uygulanacaktır.

        

      

http://www.qingdaoexpo2014.org/

****************************************************************


EGE ÜNİVERSİTESİ KAĞIT ve KİTAP SANATLARI MÜZESİ

"LİRİK İLETİ"

Alüminyum, 12/12/2012

“LİRİK İLETİ”
Heykel formunu küreler ve bir küpün boşluktaki kesişiminden almakta.  Küreler, “Evrensel Gerçekliği” ve küp bu gerçeklikte kategorik olarak “İnsan Düşüncesi”ni vurgulamaktadır.  Bu kesişimin ortaya çıkardığı kütle, kağıt ve kitabı sembolize eden metal yaprakların farklı noktalardan birleşimi ile heykeli oluşturmaktadır.     
Tasarım sürecinde ilk ivme, insanın bilgi birikimini nesillere aktarması ve insanla paylaşması gerçeği idi...  İki boyuta sahip kağıdın farklı diller ve sembollerle yansıttığı düşsel  evrenin aktarımı,  belki de insan kültürünün en önemli özelliği...  Müze bu evrenin ögelerini sergileyen özel bir yapı. Heykel müzenin yarattığı bütüne bu fikirlerle katıldı ve nesiller arasındaki kültürel akışı, üçüncü boyutta heykelin diliyle “LİRİK İLETİ” ismi ile vurgulamak istedi. 
Bu önemli kültürel yapıyı kentimize kazandıran ve dolayısıyla İzmir’e yeni bir heykelin uygulanması için olanak yaratan Sayın Rektör Prof. Dr. Candeğer Yılmaz’a, Müze Müdürü Sayın Nedim Sönmez’e, heykelin tasarım ve uygulama sürecindeki desteklerinden ötürü Doç. Dr. Ragıp Kayar’a sonsuz kişisel teşekkürlerimle… 
Yrd. Doç. Dr. İlker Yardımcı

 

 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


第5届北京国际美术双年展

V. ULUSLARARASI PEKİN SANAT BİENALİ

28 EYLÜL-22 EKİM 2012

PEKİN ULUSAL SANAT MÜZESİ

"DÜŞ NESNESİ"

 

paslanmaz çelik

140x140x160 cm


 http://www.cflac.org.cn/wywzt/2012/5shuangnianzhan/index.htm

"DOĞUNUN BİLGESİ" ÇİN-FOSHAN KENTİNDE AÇIK ALAN HEYKELİ

UYGULAMA ADAYI OLARAK TEMMUZ AYINDA SERGİLENECEK

 

 


GAZİ ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI SANAT SEMPOZYUMU

HABERCİ

“evet, gökler senin, ama bu,
bir acılar ve sevinçler dünyasıdır
çiçeklerimiz yalnızca çiçektir… “ 
Edgar Allan POE

HABERCİ bir mağarada zincirlidir. Zincirlerinden her gün bir halka kopar. Kıyamet son halkanın da koptuğu gün HABERCİ’nin borusunu üflemesiyle gerçekleşmeye başlar.

“HABERCİ’nin borusundan büyük bir ses çıkacak ve yedi kat göklere ve yerin her tarafına ulaşacaktır. İşitenlerin hepsi yerde olsun göklerde olsun ölecektir. Vasiyetlerini bile edemezler. Çarşıda olanlar evlerine dönemezler." (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdí)

Nihada, diğerleri, çiçeklerimiz…vasiyet edilenler. İnsanlığın kendisine yaşattığı her trajedi, Haberci’den eksilen zincirin halkalarını insanlığın prangalarına ekliyor. İnsanlık büyük kıyamet için, özenle küçük kıyametler hazırlıyor kendisine.

“ve HABERCİ, yüreğinin derinliklerinde en güzel tınılar, tüm yaratılmışların en güzel seslisi…”  KURAN-I KERİM

HABERCİ gölgeler arasında bekliyor, başucunda borusu…  


KUZGUN ACAR ANISINA MASKELER SERGİSİ 

BİR NOKTA SANAT GALERİSİ - 30 KASIM 2010

30 Ekim - 7 Kasım 2010 İstanbul ARTİST 2010 Sanat Fuarı  "ENKA Dr. Clinton Vickers Sanat Galerisi"

SOFA NEW YORK 2010  Nisan 16-19 2010


CONTEMPORARY İSTANBUL '09 

      

HALİÇ ÜNİVERSİTESİ - İSTANBUL     

( 23 MART - 15 NİSAN 2009)

ENKA Dr. Clinton Vickers Sanat Galerisi - İstanbul  

 4 Kasım- 1 Aralık  2008


 

 

 

 

 

 

 

 

123456